13 Haziran 2014 Cuma

GELİNCİKLER


                                                                                ressam Hikmet ÇETİNKAYA 


gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda 
işi iş kasabanın 
su yüzlü çocuğun işi iş 
bir de poyraza döndü mü hava 
başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından 
faytonların turuncu tekerlekleri 
yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde 
asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider 
gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda. 

saat onikilerde 
postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi 
durmadan bakar 
ki o mektuplar nereye giderse gitsin 
öylesine uzundur ki kasaba 
gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi 
gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak 
içerinde kar serpintisi 
icçerinde bozkır 
içlerinde herkesin bir güneyi olan 
ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için 
kesersiz, çivisiz, elsiz 
sadece ruhlarından 
o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler 
canlanır suya değince hemen 
bordalarındaki nakışlar 
bir derya gülü alıp başını gider. 

yeter ki görünsün gelincikler 
önce tek tek görünsün sonra topluca 
usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba 
gelincikler indi mi çayırlardan 
su bardaklarına, berber dukkanlarına girdi mi 
duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere 
girdi mi bir kere 
-aynaları boğacak neredeyse 
-taşlıkları basacak sel gibi 
o zaman... 
tam o zaman 
marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında 
konuştukca binlerce kayık 
konuştukca binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar 
ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir- 
birimize 
unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de 
yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler 
ipince bir ıslığa yerleştirilsin 
türküler süzsün tüveylerinden 
kahveler eski renklerine boyanır yeniden 
biralar çiğ ışıkta bile parlak 
yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak. 

gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde 
sevgiler umutlar yok değildir 
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize 
çabuk öfkeleniriz 
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden 
anlamıyoruz da ondan mı yoksa 
bir bütün olduğunu mutluluğun 
umudun bir bütün olduğunu 
seziyor muyuz yalnızca 
baktıkca gelincik tarlalarına uzaktan 
öyle bir arada güzel 
yaşamanın lezzetini 
kanımızı tutuşturdukça gün günden 
buğusunu saldıkça 
bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.

Edip CANSEVER


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.